Yetmiş iki ayrı millet, bir o kadar da din!
Tek kaygısı seni sevmek benim milletimin;
Kafirlik, müslümanlık neymiş; sevap, günah ne?
Maksat sensin, araya dolambaçlar girmesin.
Araya dolambaçlar girmesin
Akıl’la konuşma
Yaşamaktan bezdim, ne yapsam?
Birkaç yıl daha katlan, dedi.
Nedir; dedim bu yaşamak?
Bir düş, dedi; birkaç görüntü.
Evi barkı olmak nedir? dedim;
Biraz keyfetmek için
Yıllar yılı dert çekmek, dedi.
Benim bu deli gönlüm, dedim;
Ne zaman akıllanacak?
Biraz daha kulağı burkulunca, dedi.
Bilginler
O bilginler ki evrenin özetidirler;
Düşüncelerinin atı göklerde gezer;
İş kavramaya gelinde Senin özünü
Şaşkınlıktan Felek gibi başları döner.
Boş
Dünya “muhdes” mi “kadim” mi diye tartışmak boş:
Ben gittikten sonra ha “muhdes” olmuş ha “kadim”!
Ta baştan gereği düşünülmüş her şeyin
Neden boşuna uğraşır, dertlenir insan?
Kendimi düzeltmeğe nasıl varsın elim:
Senden güzelini yapmak bana mı kalmış!
Özgürlüğe ermiş, sarhoş olmuşuz birlikte.
Niye geldik, niye gidiyoruz?
Bu dünyaya kendi isteğimle gelmedim ben;
Şaşkınlıktan başka şeyim artmadı yaşarken.
Kendi isteğimle de gidiyor değilim şimdi,
Niye geldik kaldık, niye gidiyoruz bilmeden.
Bir yıl dert çekmeden, var mı bir gün sevinen?
Zaman
Yaşamanı akla uydurman gerek,
Ama bilemezsin akla ugun olan nedir;
Bereket, eli çabuktur Zaman Usta’nın,
Başına vura vura sana da öğretir.
Haram işlemeyen müslüman nerde?
İki günde bir somun geçiyorsa eline
Soğuk suyu da olursa bir kırık testide
Niçin kendinden kötüsüne kul olur insan,
Ne diye girer kendi gibisinin hizmetine?
Müslümanlara şarap haram edilmiştir derler
İçmene bak, haram işlemeyen müslüman nerde?
Tanrı birliği
Tanrı evrenin canı, evrense tek bir beden
Melekler bu bedenin duyuları hep birden
Yerde gökte canlı cansız ne varsa birer uzuv:
Budur Tanrı birliği, boştur başka her söylenen.
Bu varlık denizi nerden gelmiş bilen yok;
Öyle bir inci ki bu büyük sır, delen yok;
Herkes aklına eseni söylemiş durmuş,
İşin kaynağına giden yolu bulan yok.
Kimse bilmez
Bulut geçti, göz yaşları kaldı çimende
Gül rengi şarap içilmez mi böyle günde?
Seher yeli eser, yırtar eteğini gülün;
Güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün
Bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye?
Kimse bilmez, kimse bilmez.
[Zuhal Olcay'ın söylediği haliyle]
Yüreğini uydur aklına
Kim yüreğini uydurduysa aklına
Bir anını yitirmedi bu dünyada;
Ya Tanrı uğruna emek verdi candan
Ya rahatını aradı buldu şarapta.
Farzet ki üstünde değil altındasın
Madem ki yerin önünde sonunda toprak
Farzet ki üstünde değil altındasın.
Yoksula, yoksulluğa yakın ettin beni;
Dertlere, gurbetlere alıştırdın beni;
Yakıların ancak erer bu mertebeye:
Tanrım, ne hizmet gördün de kayırdın beni?
Kimsenin tuzuna da ekmek banmadım
Ciğerimi kebap edip yemedikçe.
Yaradanın sanatı
Ey kara cübbeli, senin gündüzün gece;
Taş atma dünyayı bilmek isteyenlere.
Onlar Yaradanın sanatı peşindeler:
Senin aklın fikrin abdest bozan şeylerde.
Ne dünyayı bilir, ne kendini
Rintlerin yolunda kendini unut;
Namazın, orucun kökünü kurut;
Öğütlerin iyisini Hayyam’dan işit:
Şarap iç, yol kesme, yoksulları tut.
Bu uçsuz bucaksız dünya içinde, bil ki,
Mutlu yaşamak iki türlü insana vergi:
Biri iyinin kötünün aslını bilir,
Öteki ne dünyayı bilir, ne kendini.
Sensiz içtiğimiz su bile haram
Ölmemek elimizde değil ki bizim:
İyi yaşamamak beni tek korkutan.
En doğrusu, dosta düşmana iyilik etmen;
İyilik seven kötülük edemez zaten.
Dostuna kötülük ettin mi düşmanın olur:
Düşmanınsa dostun olur iyilik edersen.
Deniz, deniz olduğu için dalgalanır,
Çöpe sor, hep onun içindir dalgalar.
Kim demiş haram nedir bilmez Hayyam?
Ben haramı helali karıştırmam:
Seninle içilen şarap helaldir,
Sensiz içtiğimiz su bile haram.
Kölelik
Putların, Kabenin istediği: Kölelik
Çanların, ezanların dilediği: Kölelik
Mihraptı, kiliseydi, tesbihti, salipti:
Nedir hepsinin özlediği? Kölelik.
Yeryüzünü gül bahçesine çevirmekten
Daha güzeldir bir insanı sevindirmen.
Bin kulu azat edenden daha büyüktür
Bir hür insanı iyilikle kul edebilen.
Tekkede, medresede, manastırda, kilisede,
Bir cennet cehennem kaygısıdır sürüp gitmede.
Oysa yüce varlığın sırlarına eren kişi
Bunların tohumunu uğratmaz düşüncesine.
Meyhanede kendini bilenler bulunur;
Bilmeyenleri ayırmak da kolay olur.
Yıkılsın bilgisizlik yuvası medrese:
Ordan kendini bilip de çıkan hiç yoktur.
Güçlü olduğuna inandırdın beni;
Bol bol da verdin bana vereceklerini.
Yüz yıl günah işleyip bilmek isterim:
Günahlar mı sonsuz, senin rahmetin mi?
Sevip de yanmaktan kaçma
Dostunu erkekçe seven kişi
Pervane gibi özler ateşi:
Sevip de yanmaktan kaçanların
Masal anlatmaktır bütün işi.
Sana gönülden sesleneyim
Vefasız dünya diye yakınıp durma:
Dünya elindeyken tadını çıkarsana!
Herkese vefalı olsaydı bu dünya
Sıra mı gelirdi senin yaşamana?
Günah olacak ki Tanrı bağışlasın:
Rahmet neye yarar günah olmayınca.
Senden bir şey gizlenemez nasıl olsa:
Hoş gör de sana gönülden sesleneyim.
Gerçekten sevdin mi?
Bedeninde et, kemik, sinir kaldıkça,
Dünyadaki yerini bil, kendinden şaşma.
Düşmanın Zaloğlu Rüstem olsa ger göğsünü,
Dostun Karun olsa iyilik altında kalma.
Sevgiyle yoğrulmamışsa yüreğin
Tekkede, manastırda eremezsin.
Bir kez gerçekten sevdin mi dünyada
Cennetin, cehennemin üstündesin.
Şarap benlik kaygusu bırakmaz sende
Çözülmedik bir düğüm kalmaz beyninde
İblis bir kadeh şarap içmiş olaydı,
Secdeye yatardı Adem’in önünde.
Para
Aklı olan paraya değer vermez,
Ama parasız dünya da çekilmez;
Eli boş menekşe boynunu büker,
Gül altın kasede gülmezlik etmez.
Hakk’a akıl öğretmek senin haddine mi?
Sen mi Hak’tan rahmet dileyeceksin bana?
Hakk’a akıl öğretmek senin haddine mi?
Sarhoşla aşık cehenneme gidecekse;
Kimselerin göreceği yoktur cenneti.
Bu yol kendini yenmişlerin yoludur
Sen bağışlasan da ben yerim kendini.
Sabaha karşı aşıkların iniltisi
İki yüzlü softanın ezanından güzel.
Benim sevmem de böyle
Cenneti ibadetle kazanacaksam,
Senin ne cömertliğin kalır bu işte?
Aşk bir beladır, ama Tanrı’dan gelme
Halk neden karşı kor Tanrı emrine?
Bize her şeyi yaptıran kendi madem;
Kulu sorguya çekmenin alemi ne?
Sensiz camide, namazda işim ne?
Seninle buluşma yerim meyhane.
Benim sevmem de böyle, yüce Tanrı:
İstersen kaldır at cehennemine.
Hep bir çember, dolanıp durduğumuz!
Ne önümüz belli, ne sonumuz.
Kim varsa bilen, çıksın söylesin:
Nerden geldik? Nereye gidiyoruz?
Sarhoşluk etmem
En garibi, içmeden sarhoşum da ben,
Ayılırım her kadehi devirdikçe.
Ben içerim, ama sarhoşluk etmem:
Kadehten başka şeye el uzatmam.
Şaraba taparmışım, evet, taparım:
Ama senin gibi kendime tapmam.
Bir put demiş ki kendine tapana:
Bilir misin niçin taparsın bana?
Sen kendi güzelliğine vurgunsun:
Ben ayna tutar gibiyim sana.
Biz aşka tapanlarız, müslüman değil;
Cılız karıncalarız, Süleyman değil.
Bayramları süsler yüzün
Sevgili, bir başka güzelsin bugün;
Ay gibisin, pırıl pırıl gülüşün.
Güzeller bayram günleri süslenir:
Seninse bayramları süsler yüzün.
Gönlü dolu
Cebi boş gönlü dolu olmayan kişi
Her şeyden geçmenin tadını ne bilir?
Kim görmüş o cenneti, cehennemi?
Kim gitmiş de getirmiş haberini?
Kimselerin bilmediği bir dünya
Özlenmeye, korkulmaya değer mi?
Hem yap hem yapma demek seninki bana
Ne mutlu çabuk gidene dünyadan;
Hele bu dünyaya hiç gelmeyene!
Ne mutlu adı sanı bilinmeyene;
İpeklere, kürklere bürünmeyene.
Her şey bir gün dağılıp gidecek
Öyleyse vara yoğa ne bakarsın?
Can gözünü açınca
Bu zamanda az dostun olsun, daha iyi.
Herkesle uzaktan hoş beş edip geçmeli.
Can gözünü açınca görüyor ki insan
En büyük düşmanıymış en çok güvendiği.